Yaşamak

Aç kurtlar gibi

Günler Geçiyor (Delikanlı sf. 34-35)

Günler geçiyor.

Dün yeni bir yalnızlık kiraladım. Rutubetli, boş bir oda gibi. Bir köşesine çöküp ağladım. Sokaktan kimse geçmiyordu. Sokak lambasına yağmur yağıyordu. Benim için düşünmek artık tahammül edilemez bir hal aldı. Hele seni düşünmek, beni kaşla göz arasında yaşlandırıyor. “Böyle olmaması gerekirdi” adında bir arkadaşım var, bir türlü ağzını burnunu kıramadığım herifin biri. Telefonumu çaldırdı; önce açmadım. Sonra dayanamadım, açar açmaz ana avrat düz gittim. Bana “bütün bunlara ne gerek var?” diye sordu.

Kendimi “Godfather”ın son perdesindeki Michael Corleone gibi hissettim. Yani, aklımda acımasız rüyalar gibi canlanan – hani şu uyandığında içinden lanetler okuduğun – hatıralar, kalbimi sıkıştırıyor. Omuzlarımın küçüldüğüne inanıyorum. İnsanın zihnini işgal eden bu mutlu anların ulaşılmazlığına muhalif olmak çok zor bir zanaat. Zamana düşman oldum olalı, hiçbir zaman istediğim zamanı yaşamadım.

Günler geçiyor.

Ne kadar komik olduğumu artık anlamış bulunmaktayım. Yağmurla konuşmak için bir saniye durmam yetti. Kendimi ve hayatımın meselelerini öylesine küçük gördüm ki, birden ağlayışıma gülmeye başladım. Ne var ki bu trajediyi zamana yayabilmek mümkün değil. Yarın yeni bir gün sizleri bekliyor. Mutluluğu zamana yayabilmek için, insan neyi ne kadar unutacağını bilmeli. Kimsenin umurunda değil ama ben bu komikliğim için utanıyorum.

Günler geçiyor.

“Bugün neden farklı olsun?” demişti anonim amir. Her güne bu soruyla uyanıyorum. İnsan üç beş şey öğrenince bütün dünyanın değiştiğini zannediyor. Daha fazlasını öğrenince dünyanın karşısında iradesinin ne kadar güçsüz olduğunu anlayabilir. Kafka anladı ve babasına “belki bundan sonra hayatımızı ve ölümümüzü kolaylaştırabiliriz” dedi. Ben de aynı şeyleri hissetmiyorum değil. Ancak içimden bir ses dünyanın bana bu teselliyi bile vermeyeceğini söylüyor.

Günler geçiyor.

Yazının başındaki melankolik cümlelerim için özür dilerim. Seni sık sık düşünüyorum. Ancak senin için hiçbir temennim yok. Neden olsun ki? Sen, üzerine hiç para yatırmadığım bahis konusu bir futbol maçı gibisin. Sonucun ne olursa olsun, bana hiçbir etkisi olmayacak. Ve eğer olmayacaksa, senin için hiçbir temennim olamaz. Seni düşünürken sadece kendimi daha iyi anlıyorum. Kendimi daha iyi anlamam da, az önce belirttiğim gibi hiçbir halta yaramıyor. Ben, Berlin’in düşüşünü izleyen bir SS subayıyım.

Günler geçiyor.

“Şark, oturup beklemenin yeridir” demiş şair. Ben de yeni kiraladığım boş bir yalnızlığa oturdum ve seni bekliyorum. Telefonun “pil az” uyarısına sinir oluyorum, sırtımda elimle ulaşamadığım bir yer kaşındığı vakit köpekler gibi ağaçlara sürtünmek istiyorum. Geceleri boş bir kaldırımda yürüdüğüm vakitler kendimi bir halt sanıyorum. Bana sorarsan, olmamam gereken yerlerdeyim, olmamam gereken insanlarla birlikteyim. Hatta benim bile olmamam gerekir. İki üç kitap okuyunca insan böyle müthiş bir cahil oluyor. Karamazov Kardeşler yanlış bir kitaptır.

Senin resmine bakarken içimden kocaman porselen vazolar kırmak geliyor. Sahneye saçılan paraları sadece çalgıcılar toplayabilir. Tekel işçileri direniyor. Toplumun hiçbir sınıfına dâhil olamamak kötüdür. Özel mülkiyete karşıyım, ruhum neyime yetmiyor? Dün akşam üçüncü caddede kara bir adamdan “kelebek” bıçak aldım. Onu birkaç hafta sonra birinin böbreklerine sokabilirim. Ve evet, sonunda ölüme de zam gelecek.

Günler geçiyor.

Aynı gece eve dönerken yolda polis çevirdi. Kimliğimi sordu. Ona bir kâğıt parçası uzattım. O kâğıt parçası benim kimliğim midir? Tekel işçilerinin sobalarından çıkan dumanları soludum. Bugün birisi bana balıkçılara benzediğimi söyledi. Hatta sakal da bırakmışım. Az kalsın ona “hayatımız gerçekten kolaylaşacak mı?” diye soracaktım. Hâlbuki o benimle değil, balıkçılarla ve sakallarla ilgileniyordu. Ayrıca, kapalı mekânlarda sigara içilmemesine bugün çok gücendim.

Günler geçiyor.

Pia’yı buldum. Kim olduğunu biliyorum. Tabi ki hayal kırıklığına uğradım. Bu demektir ki, Pia’yı da ziyan etmiş bulunmaktayız. Okuyup adam olmak ve çoluğa çocuğa karışmak lazım. Gerisi ufak ayrıntılar. Çoluk çocuğa hâlihazırda karışmış bulunuyoruz zaten. Aynada umduğumu bulamıyorum. Gelecek hafta Beşiktaş kazanacak, aha da buraya yazıyorum.

Günler geçiyor.

Ben, mahalle arasında tuhaf saçlı esmer gençlerin birbirlerine bolca küfür ettiği bir bilardo salonunda seni düşünmek başarısına ulaşmış bulunmaktayım. Günlerden pazardır ve saat 00.17’dir. Sanırım hala yazabiliyorum. Banyoda sızıntı olduğu için ana su vanasını kapatmak zorunda olmama rağmen seni düşünebiliyorum. Ve yüksek müsaadenle, sırf bunun için kendimle birkaç saat boyunca eşsiz bir gurur duyacağım. Kelebek bıçağı sallamasını unutmuşum. Elimi kestim.

Günler geçiyor.

Seni seviyorum.

Adres

Reşat Nuri sokak,
Elli üçe bilmem kaç,
Değil işte değil.
Benim kalbim,
Ama kan pompalayan değil,
Adresin orasıdır.
Üstelik ben,
Sen daha ölmeden,
Bütün sokaklarıma,
İsmini verdim.

Gelmeyecek misin?

Beyaz Kazlar, Beyaz Kızlar ve Yazlar ve Yaslar

Beni beyaz kazlar kovalardı,
Kanatlarını göstere göstere beyaz,
Bahçede pusuya yatarlardı,
Bir çete, bir tümen, bir kabile kaz.
Deli Hüseyin'in beyaz kazları,
Kovalardı beni çocukluk yazları.

Beni beyaz kızlar büyülerdi,
Al topuklu beyaz kızlar.
Okul merasiminde şarkı söylerdi:
"Mayadağ'dan kalkan kazlar"
Hatice Teyze'nin beyaz kızları,
Onlara aşıktım çocukluk yazları.

Sabahları fırından taze ekmek,
Almak ve,
Eve,
Varıncaya dek,
Köşelerini kemirmek,
Kadar güzel olmadı büyümek.

Dizlerim bütün yara bere,
Geçen gün geleceğe düşmüşüm,
Nasılsa büyüyecekmişim,
Büyüyecekmiş beyaz kızlar / Büyüsüz kalacakmışım
Kesilecekmiş beyaz kazlar / Yani yakalanacakmışım
Nasılsa ölecekmiş diye,
Kendime kıyamamışım,
Çocukluğumu öldürmüşüm / Sanki akıllanacakmışım.

Şimdi o yazların yasları.
Şimdi bu yasların yazları.
(Ara ki bulasın beyazları)

Arkadaşlar

"Güneşli-denizli-kıyılı bir günde,
Bol şemsiyeli bir çay bahçesinde,
Ekmek sepeti gibi otururduk.
Boş bir ekmek sepeti gibi.
Taze ekmekleri anardık,
Anardık canlı buğday kokusunu,
Kırıntılarımız vardı biz vardık,
Boş bir ekmek sepetinin,
Ne olduğunu anlamadılar."

Öğle tatilimiz vardı.
Yollar bütün kardı.
Hızlı hızlı yürürdük,
Hep o kahveye giderdik.
Televizyon bize bakardı.
Veli kağıtları kardı.
Arkadaşlar,
Karşımda oturuyordunuz,
Kadife örtülerde dirsekleriniz,
Yaşar gibi bakıyordunuz,
Birer sigara yakıyordunuz,
Günün gazetesi vardı.
Veli kağıtları kardı.
İhtiyar soba ziftli tahtalar,
Güzel sesler çıkarırdı,
İnce belde dönen kaşıklar.
Arkadaşlar,
Karşımda oturuyordunuz,
Sevgililerimiz vardı,
Her daim sevdalı,
Evliya gibi mutluyduk,
Duvar gibi saat gibi,
Duvardaki saat gibi,
Halimizden memnunduk.

Bir kere özendiğimizi hatırlamam,
Yaprak şeklindeki küllüklere,
Yahut basmak maroken zemine,
Bize hiç cazip gelmedi.
Bulutlar gibi yan yanaydık,
İşte o vakit her şey tamam.
Arkadaşlar,
Hangi ara aldandık?
Beyaz kar'a aldandık,
Kara kara aldandık,
Veli kağıtları kardı.
Karşımda oturuyordunuz,
Bütün kullarını ikna etmiş,
Mesut bir Allah gibi.

Gelecek bize gelmedi,
Anca bugünsüz kaldık.

Bir Çocuk Gibi Öfkeliyim

Bir çocuk gibi öfkeliyim sana,
İnkarı olduğun için her şeyin.
Biliyorum hayallerimi değil ama,
Beni alacaksın hayallerimden.
Vakti gelince düşüp önüne,
Yabancı bir beldeye gideceğim,
Hiçbir şeysiz yalnız seninle.

Bir çocuk gibi öfkeliyim sana,
Küçük yumruklarım anca ağlıyor.
Seni şimdi istemiyorum ölüm,
Karanlığını biraz daha sakla.
Bak dört yapraklı yonca ağlıyor,
Seni şimdi istemiyorum ölüm,
Bırak ben sana geleyim, bekle.

Bir çocuk gibi öfkeliyim sana,
Henüz oyunlara doymadım.
Seni şimdi istemiyorum ölüm,
Korktuğumu olsun anlasana.
Hem gökyüzü kadar gencim,
Ne yağmurlar dökeceğim daha,
Seni şimdi istemiyorum ölüm,
Biliyorum ebediyete dahil ömrüm,
Lakin ben ömrümden haricim.

Bir çocuk gibi öfkeliyim sana,
Sana bir çocuk gibi öfkeliyim.
İzin ver bari kana kana,
Bildiğim hayatı seyredeyim.